Pages

3 Eylül 2013 Salı

Destiny School & Orphanage

Asıl önemli yere geldik işte!
Arusha’da gönüllü olarak çalıştığım okul, Kambi Ya Kwanza adında küçük bir köyde bulunuyor. Kambi Ya Kwanza, çok tatlı ve şirin mi şirin bir yer. Yabancılara çok alışık bir yer değil ancak, bu insanları misafirperverlikten alıkoymuyor. Ben şahsen, Kambi Ya Kwanza’da ARusha da hissettiğimden daha güvende hissediyordum. Arusha da genel olarak dikkatli olunduğunda gündüz vakti tehlikeli bir yer değil, ancak insanların çok ısrarcı tavırları bazen yorucu ve rahatsız edici olabiliyor. Kambi Ya Kwanza da tam aksine, insanlar art niyetsiz olarak misafirperverler.
image
Okul 4 duvar ve bir çatıdan ibaret( bkz. yukarıdaki resim). Elektrik ve su tesisatı yok ve sadece iki sınıftan oluşmakta. Okuldaki 60 tane bıdık öğrencilerim 2 ve 8 yaşları arasındalar. O kadar sevimli ve sevecen çocuklar ki anlatamam. Çocukların %90’ının anne ve babası yok, geriye kalan %10’luk kesimin de ya annesi ya da babası var. Burada Afrika’da bizim anladığımız şekilde bir yetimhane kavramı yok. Destiny de hem okul ve yetimhane, ancak çocuklar okulda kalmıyor çünkü çocuklara yatacak yer ve sürekli yemek sağlamak, ayrıca bakımları ile ilgilenmek çok masraflı olduğundan çocuklar koruyucu aileler yanında kalıyor. Fakat bu aileler de fakir aileler, çocukların bir kısmı evde yemek bile yemiyor(yokluktan dolayı) o nedenle okulda biz elimizden geldiğince falza yemek pişirmeye çalışıyorduk ki 2. ve hatta bazen 3. tabağı da yiyebilsinler diye. 
Yemek pişiriyoruz dediysem de, aklınıza bir mutfak gelmesin! Odunla yaktığımız ateşin üzerinde, yemek pişiriyoruz :) Bu sayede ateş yakmak ve o ateşi mümkün olan en az odun miktarı ile sürdürmekte de 1 ay boyunca ustalaştım diyebilirim :) Buyrunuz işte okulumuzun mutfağı: 
image
Öğle yemeği için bir program hazırladık. Önceden çocuklar her gün pilav yiyorlardı, ancak sürekli pilav ile beslenmek sağlık açısından çok yararlı olmadığından dolayı, imkanlar el verdikçe pilav-fasulye, pilav-sebze, sebze-ugali, chapati-çay olacak şekilde haftanın günlerine dağıtarak bir yemek programı yaptık. Çok da güzel oldu :) 
image
Okulda başıma gelen bir olaydan bahsetmek istiyorum, aslında olay değil de… Anlatayım ben en iyisi. Bir gün okuldayım, Mike benden büyük sınıfa matematik öğretmemi istemiş, ben de toplama çıkartma öğretiyorum. Neyse ders bitti öğle yemeği saati, Yuma geldi ve bana dedi ki “Bugün çocuklar öğlen yemeği yemeyecek, erken çıkacağız okuldan”, dedim “Neden?” odun kalmadığını söyledi. Peki gidip alalım odun yemek yapalım dedim. Yok yok dedi kabul etmedi. Buradaki insanlar özellikle Mike ve Yuma çok gururlu insanlar, bir şey istemeyi sevmiyorlar. Gönüllülerden maddi olarak bir şeyler talep etmekten hoşlanmıyorlar. Oysa isteseler ne var ki, 3 günlük odun 2000 şilin mi ne fiyat olarak, yani Amerikan Doları olarak 1,5 dolara denk geliyor. Alırdık odun ne var ki. Neyse devam edeyim, bu konuda ne kadar hassas olduklarını bildiğimden ısrar etmedim. O gün de şansıma ben tek başımayım okulda gönüllü olarak, allahtan Kanadalı Jenna var, arada ziyarete geliyor okulu, o gelmişti. Gittim Jenna’ya dedim, gidip bari muz filan alalım çocuklara aç gitmesinler. O da dünya tatlısı bir kız, hay hay dedi gidelim.
image
Muz almaya diye gittik ama 60 tane çocuğa yetecek muzu nereden bulalım. Bulamadık tabiki. Onun yerine küçük bir marketteki (üstteki fotoğraf- market dediğime bakmayın)bütün avakadoları ve salatalıkları aldık. Okula gidince bir güzel doğradık onları, çocuklara dağıttık hiç yoktan iyidir diye düşünerek.
Okulda yaptığımız aktivitelere gelirsek de, ders olarak Kiswahili, Matematik, Fen, İngilizce ve Resim var. Ben genel olarak İngilizce ve matematik öğretiyordum. Tabiki ana mesleğim öğretmenlik değil, ancak öğretilen şeyler çok basit. İngilizce’de alfabe, matematikte ise büyük sınıfta 4 işlem küçük sınıfta ise sayılar öğretiyordum.
Küçük sınıf, 1’den 10’a kadar saymayı biliyor ancak sayıları tanımıyorlardı. O nedenle her seferinde sıfırdan başlayıp, teker teker sayıları tahtaya yazarak öğretiyordum. İlk zamanlarda oldukça sinir bozucu olabiliyor, çünkü çocuklar farklı kabilelere mensuplar, Maasai olanların ayrı dilleri var ülkede genel olarak Swahili konuşuluyor ve okulda İngilizce öğreniyorlar. Bu da demek oluyor ki 3. dillerinde öğreniyorlar, o nedenle biraz sabırlı olmak gerekiyor. İlk başlarda ne işim var burada öğretmenlik yapamıyorum ki ben diye düşünülebiliyor 2-3 gün sonra çocuklar sayıları tanımaya başladığında ise nasıl mutlu oldum anlatamam!
Okul bittikten sonra öğretmenler ile birlikte, çocukları evine bırakıyorduk. Ekstra bir saat daha yürümek demek oluyor bu ancak keyifli oluyor. Kambi Ya Kwanza’da oldukça yeşillik bir alan olduğundan dolayı benim hiç bir şikayetim yoktu. Ama işte çocuklar elimi tutmak için kavga ediyorlar filan. Hepsine eşit muamele yapmaya çalışmak, 60 hatta bazen 68 tane çocuk olunca biraz imkansız oluyor.

Bugünlük bu kadar yazıyorum. Ancak yazılarımın devamı gelecektir, gerek okulda yaptığımız etkinliklerden, gerek çocuklarla olan diyaloglardan bahseden yazılar yazacağım. Bunun yanında safariden ve Zanzibar'dan da bahsedeceğim. O nedenle takipte kalınız :)

0 yorum:

Yorum Gönder

Yorumlarınız için teşekkürler!