Dala Dala: Arusha’daki daha doğrusu Tanzanya’daki ana ulaşım aracı. Gerçekten çok sui generis, Türkçe olarak tamamen şahsına münhasır bir şey.
Tanımlamaya çalışacak olursam, İstanbul’un sarı dolmuşlarını düşünün, işte aynı o tarz bir araç zeytinyağı tenekesinden yapılmış gibi(aşağılamak amacıyla demiyorum kesinlikle) ve içinde milyon tane insan. Bizde oturacak yerler dolunca kalkar dolmuş, dala dala mı asla! Boşluklarda insanlar ayakta durur, hatta yetmezse kapı açılır, insanlar kapıdan tutunarak dala yolculuğu yapar, ama ne yapılır ne edilir olabilecek en çok insan bir dala dalaya sığdırılır!
Dala daladan inmek için de duvara 2 kere vurup “Shusha!" diye bağırmak yeterli. Shusha, Swahili’de solda inecek var demek. 2 kere vurmak da, dala çok kalabalık olduğundan sesini duyurmak zor olabiliyor, neresi hiç fark etmez 2 kere kuvvetlice duvara vurduğunuz zaman(tenekeden yapılma gibi olduğundan ses de bir hayli yüksek çıkıyor) şak diye duruyor dala.
Tabi nerede ineceğini bilmek de ayrı bir dert. Yer olarak bilsen bile, dala o kadar dolu oluyor ki dışarıyı görmek imkansız, o nedenle başta binerken para toplayan kişiye söylemek akıllıca olabiliyor. İyi niyetli oluyor insanlar genelde bu konuda, zaten mzungu olduğundan seni unutmuyorlar, söylüyor durağın adını yeri gelince.
Bu arada durak dediysem de, fiziki olarak bir durak hayal etmeyin kesinlikle, bildiğin yol kenarında duruyor. Oranın durak olduğunu belirten bir işaret filan yok. Yol kenarındaki binalar benim bu konuda kurtarıcımdı, eve giderken Soda King yazılı bir duvar vardı o duvarın önünde iniyordum. Evden okula giderken de önce bir otobüs firmasını geçtikten sonra başlayan bir beyaz duvar var, o duvarın bitiminde iniyordum. Allah muhafaza, ben oradayken o Soda King yazısını boyasalardı ne yapardım bilmiyorum :)

Bilindiği üzere bir okulda gönüllülük yapıyorum. Kaldığım evden okula gitmek de aşağı yukarı 1,5 saat sürüyor dala ile. İki aktarma yapıyorum. Önce sarı dala dalaya binip Mianzini de inip, Mariachai yönünde giden yüksek tavanlı yeşil dalalara biniyorum, iniş noktam da Kambi ya kwanza. Tek yön ulaşımım sarı dalaya 400 şilin, yeşile de 800 şilin verdiğimi düşünürsek 1200 şilin ediyor. Yalnız, mzungu olunca insanlar seni fiyatı bilmediğini zannediyor, bu durumda da tek yapmanız gereken “Hapana”(Hayır) diyip, para üstünü istemek. Onun için de ayrıca bir şey demeye gerek yok, avucunu açıp para toplayana uzatınca anlıyor. Benim başıma gelen 400 şilinlik dala dala için benden 650 şilin istediler bir kere, komik yani çünkü zaten 3 haftadır Arusha’dayım her gün biniyorum aynı dalaya. Adam yanlış kişiyi seçti kandırmak için. Zaten ben yemeyince, daladaki diğer insanlar da gülmeye başladılar beni kandıramadığından dolayı. Hazır buna değinmişken, bir hukukçu olarak Tanzanya’da hukuk kuralları nasıl işler bilmiyorum ama ülke yolsuzlukla doluyken, sosyal adalet çok iyi işliyor. Mesela dala dalaya bindiniz, yeteri kadar insan yok içinde, biraz gider yolcu toplamaya çalışır. Baktı hala az kişi var, şöför der “Rafiki rafiki, other dala dala” ama inip başka dala yolda beklenmez, orada başka dala varsa şöför inip o arabaya binin der, siz binmeden de şöföre sizin paranızı öder. Ben İstanbul’da böyle bir şey olduğunu düşünemiyorum. Dolmuştan ineceğim başka dolmuşa bineceğim, hem de para vermediğim gibi diğer şöför benim paramı öder…. hiç zannetmiyorum.
Tüm bunların yanısıra, bir iki dala dala maceramdan bahsedeyim.
Macera 1: Okuldan dönüyorum dala dalaya bindim. Biraz zaman sonra bir anne bebeği ile bindi dalaya ve yanıma oturdular. Bebek annesinin kucağında, annesinin elbisesiyle oynuyor benim varlığımdan haberdar değil. Sonra çocuk kafasını bir çevirdi bana doğru, çevirdiğiyle ağlamaya başlaması bir oldu. Ama nasıl ağlamak ciyak ciyak. Ben de “I didn’t do anything, pole sana(çok özür dilerim)” filan diyorum ama anne de nasıl kahkahalarla gülüyor. Belli ki o bebeğin gördüğü ilk mzungu ben oldum, öcü görmüş gibi ağladı yavrucak.
Macera 2: Yine bir gün dala daladayım, bir adam bindi dalaya elinde 2 tavuk 1 horoz canlı şekilde ayaklarından birbirlerine demet gibi bağlanmışlar. Adam sen gel koy o tavukları ayaklarımın dibine. Tavuklar kıpırdıyor, her yer tüy, ben ayaklarımı koyacak yer bulamıyorum tabi tüm bunlar olurken daladakiler de gülmekten ölüyorlar. Aralarında konuşuyorlar, “mzungu” kelimesi geçiyor, anlıyorum ki benim hakkımda konuşulanlar :D Bir mzungunun tavukla imtihanı diyorlardır diye umuyorum :)
Macera 3: Dalaya bindim, arkamdan da 3 tane çocuk bindi. O gün de saçlarımı at kuyruğu yapmışım. Buradaki insanların saç yapısı değişik, daha kalın telli ve burmaya çok uygun yapıdalar. Saçlarını bir örüyorlar 6 ay gidiyor. Düz de değil saçları o nedenle düz saça bayılıyorlar. Arkamdaki çocuklar da öyle, camdan yansımalarını görüyorum. Saçıma dokunsalar mı dokunmasalar mı karar veremiyorlar bir türlü :D Sonra saçlarımı arkadaya doru salladım da, kikir kikir gülmeye başladılar. Dokunuyorlar filan… bu da öyle bir dala yolculuğuydu işte.
Anlayacağınız, I survived in a dala dala lafı çok da yalan değil, dala dalaları ne kadar elim den geldiğince anlatmaya çalışsam da, dala dala anlatılmaz yaşanır.